6 Şubat 2016 Cumartesi

YAŞAM
Yaşam, bir kadının karnındaki bebeğin üç aşağı beş yukarı ne zaman doğacağını bilmesi, ancak ölüm tarihi hakkında hiçbir fikrinin bulunmaması demektir.
Yaşam, doğarken ağlanan, ancak ölürken ne yapılacağının bilinmediği bir süreçtir.
Yaşam, günah ve sevapların yer aldığı kara kaplı defterin kapağının kapanmasına kadar geçen süre demektir.
Yaşam, insanların kendileri ve başkalarının nasıl mutsuz edilebilecekleri konusunda eğitimden geçtikleri süredir.
Yaşam, içinde bin bir çeşit vahşi hayvanın cirit attığı bir dünyada, hayatta kalma savaşına verilen diğer addır.
Yaşam, iyi ile kötünün mücadelesinin tarihidir.
Yaşam, kocaman bir tarlada balta ile fare kovalamaya benzer. Fare yerine kendi ayağınızı kesme riski daha fazladır.
Yaşam, evrenin canlılara verdiği bir cezadır.
Yaşam, olabildiğince geç ölebilmek için insanın varını yoğunu ortaya koyduğu bir meydan savaşıdır.
Yaşam, evrensel bir orospu olan paranın egemenliği altında yaşamak zorunda kalınan anıların toplamıdır.
Yaşam, insanın acı çekeceğini bile bile aşk peşinde koşmaktan asla vazgeçmemesidir.
Yaşam, insanın başına her şeyin gelebileceği bir zaman diliminden başka bir şey değildir.
Yaşam, insanın özgürleşmek için verdiği mücadelenin kısa tarihidir.
Yaşam, ölüm ve zaman karşısında yenilgiyi peşinen kabul etmek demektir.
Yaşam, insanın, isteklerinin asla karşılanamayacağı ömrünün sonlarına doğru kesin olarak anlaması demektir.
Yaşam, insanın yaptığı hataların bedelini ödemek zorunda kalmasıdır.
Yaşam, insana verilmiş en değerli emanettir ve ihanet edenler kazanırken, sadık kalanlar kaybeder.
Yaşam, kurtlar sofrasında en büyük parçayı kapabilme savaşıdır.
Yaşam, iyilerin kendilerine karşı açacağı bir savaştır.
Yaşam, bir maratondur. Birinci kilometrede düşen de kaybeder, ipi göğüsleyen de.
Yaşam, güçlü olana verilmiş bir armağandır.
Yaşam, anne ve babaların bencilliklerini verilen bir diğer addır. Kendi paşa gönülleri hoş olacak diye, günün birinde öleceğini ve acı çekeceğini bile bile çocuk yapmaktan kaçınmazlar.
Yaşam, insanın anne ve babasını aşmak için vermek zorunda kaldığı amansız bir mücadeledir.
Yaşam görev ve sorumluluklar karşılığında ödüllerin çok az verildiği bir süreçtir.
Yaşam, insanın bir süre ayna arkasından bakması gibidir. Kendinizi göremeden sürenin dolduğunu anlarsınız.
Yaşam, insanla tanrı arasında eşit olmayan koşullarda yapılmış bir anlaşmadır.
Yaşam, insanın çoğu kez ne aradığını bilmeden doldurmak zorunda kaldığı bir zaman dilimidir.
Yaşam, hiçbir gücün hesap soramadığı bir eşkıyadır.
Yaşam, insanoğlunun merak uğruna başına aldığı belaların bilançosudur.
Yaşam, kadınla erkeğin, ancak ölünce son bulan iktidar savaşıdır.
AFORİZMALAR
Sana bir iş veriyorlar, eğitiyorlar, sonra kimseyi tanımadığın bir yerde bir lojman vererek ailenden ve arkadaşlarından ayırıyorlar. Silahlı kuvvetler böyle bir şeydir.
Kendisini içinde göreceği bir dünya yaratmıştı ve bu uzun zamanını almıştı.
İbadet yerlerinden sonra mezarlıklar Tanrı’ya en yakın olunan yerlerdir.
Şeytan; gevşek bilekli, kırmızı derili baş belası, yalnızca hırsızları, katilleri, tecavüzcüleri, yalancıları, ikiyüzlüleri ve mim sanatçılarını yoldan saptırmak için tasarlanmış, Hıristiyan hayal gücünün bir ürünüdür – ama bir sürü iyi iş yapmıştır.
Aile içi şiddet, karısını çok fazla seven bir adamla ilgili değil, onu kontrol etme gücünü seven bir adamla ilgilidir.
Bir şey hakkında kesinlikle haklı olduğunu bilirsin. Yani şüphen bile yoktur, ama karşıdakini ikna edemezsin. Anlamadıklarından ya da anlamak istemediklerinden değil. Yanlış şeyi yapmaya o kadar alışmışlardır ki onlara göre başka yol yoktur.
Geri zekâlı insanların yalnızca Tanrı'ya inanmakla kalmayıp onun iyi biri olduğunu düşünmeleri bana hep ironik gelmiştir. 
Sağlıklı bir bedenin içine hapsolmuş ölü bir adam.
Şizofrenik hava.
Bir ülkeyi yönetmek için çok yetenekli olmaya gerek yoktur. Yeterince gelişmemiş çoğunluğa kendinizi kabul ettirdiniz mi tamamdır.
Geri kalmış bir ülkede aydın olmak, iflah olmaz kitlelere bir şeyler verebilmek için hayatınızı riske etmekten başka bir anlama gelmez.
Sarhoş kedi gibidir. Nerede içerse içsin, sonunda kendi evinin yolunu bulur. Zira alkol, bir yandan insanı “yiğit” yaparken, diğer yandan da sığınma isteğini kamçılar.
Bizim gibi ülkelerde seçim, demokrasinin bir gereği değildir. Olmayan demokrasiyi, varmış gibi göstermenin bir yoludur seçimler.
Savaş, hiç de gereksiz bir şey değildir. Masa başında asla çözülemeyecek sorunların, zor kullanılarak çözümünden başka yol yoktur çünkü.
Azrail’i bekliyorsanız ölümden korkmanıza gerek kalmayacaktır. Ne kadar korku verici olursa olsun bir şeyi beklemeye başlamak, o şeyi zamanla sıradanlaştıracaktır.
Genel ahlak denen meret, toplumda özel insanları baskı altına almak ve insanları daha rahat ezebilmek için uydurulmuştur.
İnsanın insan olabilmesi için her insanı sevmesi şart değildir, ancak sevilebilecek insanı sevmek şarttır.


31 Ocak 2016 Pazar


KİLİSE VE DİN
G.ORWEL - BOĞULMAMAK İÇİN
Baygın cesetsi kokular, pazar giysilerinin hışırtısı, orgun hırıltısı ve gümbürdeyen sesler ile ağır ağır ilerleyen ışık huzmesi. Çocukları için büyükler; bir şekilde bu olağanüstü gösterinin gerekli olduğunu düşünürler.
İnsanların yüklü dozlarda İncil almaları gerektiği düşünülürdü. Her yerde , duvarlarda kutsal kitaptan alınma sözler olurdu. Çoğu insan Eski Ahit'in koca bölümlerini ezbere bilirdi.
İsrailliler yine Rabbin gözünde kötü olanları yapmıştır.
Kutsal kitap bir tür ilaçtır, yutmamız gereken, bir şekilde gerekli olduğunu bildiğimiz acayip tadı olan bir şey...
Uzun kaskatı giysiler giyip, sakal uzatan, ibadet yerlerinde sedir ağaçları ve bu ağaçlardan yapılmış malzemeler bulunan, develeri olan ve develerle oraya buraya giden, olağan üstü işler yapan insanlar.
Bu insanlar kızgın kumlarda dolanıyor, yanlış adaklar adıyor, çarmıhlara geriliyor, kızgın fırınlarda dolanıyor, balıklarca mideye indiriliyordular.
“Fransız Devrimi başladığında Kant altmış beş, Hegel on dokuz yaşındaydı. Bu büyük olay karşısında Kant’ın biyografları, düşünürün bir saat düzeni içinde akıp giden yaşam tarzını bozarak heyecanla sokağa fırladığını, gazetecilere koştuğunu anlatırlar. Genç Hegel de Devrim’i benzer bir heyecanla karşılamıştı.”
Hegel;  “Hayatının son yıllarına kadar tarih felsefesi derslerinde bu büyük olaydan aynı coşkuyla söz etmiştir. ‘Düşünen her varlık bu dönemi kutladı’ diyordu Hegel bu derslerinde.”
Üstelik bunu Fansızlarla kanlı savaşlara, kayıplara, Jakoben terörüne rağmen yapmış, 1789’u karalamayı aklından bile geçirmemişti.
Taner Timur , Felsefe, Toplum Bilimleri ve Tarihçi (Yordam Kitap)

DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK
Hepimiz dünyayı değiştirmek için çıktık yola ama sonunda biz değiştik. 
Dünyayı değiştirmek üzere yola çıkanların hazin öyküsü birçok romana, filme konu olmuştur. Öykülerdeki hüzün, dünyanın değişmemesinden değil, kahramanların öngördükleri biçimde değişmemesinden kaynaklanır. Yoksa dünya değişir değişmesine... Değişimin kaçınılmazlığı şaşmaz bir kuraldır. Dünya da değişecektir, onunla birlikte birey de. 
Bakma “böyle gelmiş böyle gider dünyayı  değiştirmek sana mı kalmış!” diyenlere. 
Hep böyle gelmiş böyle gitmez, hiçbir şey ilanihaye sürmez. Her şey değişir, bu her şeyin içinde dünyayı değiştirmek isteyenin kendisi de vardır. İnsan dünyaya değiştirmeye ve değişmeye gelmiştir. Tarih değişimin öyküsüdür. Ama değişimin kaçınılmazlığı çürümenin erdem olduğu anlamına gelmez. Değişim, yönünü önceden görenler galip, ona ters düşenler mağlup ilan edilir. Ama galip tarafta yer alan illa en akıllı olan değildir. Galip safta yer almak rastlantının sonucu da olabilir. Değişimin yönünün yanlışlığı doğruluğu sorusu kadar anlamsızdır, (gerçekten de doğru kime göre doğru, yanlış kime göre yanlış; biri için doğru olan öbürü için yanlıştır) değişime ayak uyduranların en akıllılar olduğunu sanmak. Nitekim bilim adamları bir nükleer savaş sonrası ortamına en iyi ayak uyduracak olanların hamam böcekleri olacağını söylüyorlar. Değişimin yenikler safına attığı kişilerin unutmamaları gereken de değişimin sonucunda varılmış olan değerler bütününün de, ilelebet baki kalmayıp değişeceğidir. Bu durumda da bugün için doğru olan yarın için yanlış, bugün için erdem olan, yarın için kepazelik olabilecektir. 

Demek ki değişim olgusuna bir tek noktaya göre bakmak da aldatıcıdır. Değişimde asıl önemli olan varılan noktadan çok yürünen yoldur. Zaten hayat dediğimiz de değişmek ve değiştirmek yolunda yürünen zaman parçasından başka nedir ki? 

İyimser olmalı ve bilmeliyiz ki, her şeyin değişmesi ana kural olduğuna göre bugünkü durum da değişecektir. 

30 Ocak 2016 Cumartesi

YEMEK

İNGİLTERE' DEKİ AMERİKAN YEMEKLERİ

Mekanlarda keyif kaçıran bir hava vardır. Her şey şık ışıltılı, modern; ne yöne bakarsanız bakın aynalar, sırlı ve krom kaplı yüzeyler. Her şey dekorasyona harcanmıştır; yemeğe ise hiçbir şey. Yemekler gerçek bile değildir. Menülerde Amerikan isimleri sıralıdır; tadına bakamayacağınız, hatta varlığına bile inanmakta zorlanacağınız hayali türden malzemeler. Her şey ya karton paket veya teneke kutudan çıkarılır, ya da buzdolabından alınır, musluktan fışkırtılır veya tüpten sıkılır. Ne konfor ne mahremiyet. Oturmak için sadece yüksek tabureler, yemek için ensiz bir tezgah çıkıntısı vardır ve dört bir yanınızda aynalar.
Müziğin gürültüsü ile verilen mesaj; yemeğin önemli olmadığı, rahatlığın önemli olmadığıdır. Sadece şıklık, ışıltı ve modern görünüş önemlidir.




ŞİŞMANLIK

Hiç kimse şişmanların da duyguları olabileceğini düşünmez. Şişmanlar özellikle de doğuştan, çocukluktan beri kiloludurlar ve diğerlerine pek benzemezler. Onların hayatı farklı bir düzlemde, bir tür hafif komedi düzleminde geçer.
Şişmanlık bakış açınızı da değiştirir. Olaylara fazla üzülmenizi önler. Hep şişko diye çağrılan biri derin duyguların varlığından gerçekten haberdar olabilir mi? 
Trajik bir sahneye asla şahit olmaz; çünkü şişman birinin olduğu sahne trajik değil ancak komik olabilir.  
Şişmanlar her zaman popülerdirler. Şişmanların arasına katılıp da rahat edemeyecek kimse yok gibidir.
Ayrıca; şişmanlar zihinsel olarak şişman değildirler. 
Her şişmanın içinde zayıf biri olabilir, dikkat etmelidir.
Kadınlara karşı kilolu erkeklerin şansı diğer erkeklerden daha fazladır. Kadınların şişmanlara şaka gözüyle baktıklarına asla inanmayın. Kadınlar onlara aşık olduklarını inandıran hiçbir erkeğe şaka gözüyle bakmazlar.
Şişmanlara özgü bazı huylar vardır. Onlar içsel olarak, zihinsel olarak şişman değildirler. 
Şişmanlık çok itici değildir ama terziler biraz "dolgun yapılı" derler. Ayrıca bazı kadınlar kırmızı suratlı erkekleri severler. Yaşlı kurtta hala hayat var diye düşünürler.
GEORGE ORWELL